Bir yerlerde gerçek “aşk” gizlenmiş..
Yüzyıllar öncesinde..
Kendisini hor bir şekilde kullananlara karşı saklamış..
Yüzüne hasret nasıl yaşayacağımızı merak etmiş sanırım..
Ben mi yanlış görüyorum.. Yoksa..
Sizcede öyle değil mi?
Kalbinizi çıkartıp verseniz sevdiğinizin ellerine..
Yine de sorar “Beni seviyor musun?” diye..
Yüreklerde açılan yaralar..
Yüreklerde saklanılan aşklar..
Daima aşk’dan dem vurmalar..
Bulabilenler..
Bulduğunu zannedenler..
Bir ömrü bulmak için heba edenler..
Hayat aşk yoluna mı olmalıdır?
Yoksa..
“Aşk” dolu bir hayat mı?
Yoksa..
Yoksa..
Diye uzayıp gider bu konu..
Çünkü aşkın tarifsizliğidir onu dünya var olduğu müddetçe gizemli kılan..
Kendisine hayret bırakmasıdır güzelliği..
Mesela..
Yalnız bir insan da “aşk” ırmaklarında yüzebilir..
Adı “Aşk” olan sokaklarda yürüyebilir..
İlla ki..
Bi’ karşı cins, ağaç, böcek, yaratıcı olması şart değildir..
Her zaman olduğu gibi..
Aşk’ın çeşitleri hakkında tartışmalar olmuştur hep..
Ve bunun yanında..
En az bunun kadar tartışılması gereken bir konu vardır..
Acaba hangimiz/kaçımız gerçekten “aşk”‘ ‘ın bir zerre yağmur tanesine tanık olduk?
Bunun garantili bir yöntemi yok..
Reklamlarla dolu o dergilerde çözdüğünüz testler bir işe yaramaz..
Duygularınızla ve ilginizi çekmekten başka bir işe yaradıkları yok..
Aşık olmaktan çok aşk’ı tatmaktan bahsediyoruz burada..
Sevgi değil.. sevda değil.. aşıklık hali değil..
Bence “Aşık olmak” : Kanınıza birazcık alkol karışması, asla kör kütük şarhoş olamazsınız böyle..
Aşk ise..
*Yasal uyarı: Alkol kötüdür, cıs‘tır.. vs.
Bütün bildiğin gerçekleri unut..
Yalanları, yanlışları unut..
Doğruları unut..
Sen..
Güneşin hiç batmadığına tanık oldun mu ki..
Ya da altı ay boyunca hiç doğmadığına..
İçeride olup, dışarıda kalanları unuttuğun zamanlar..
Yedi milyara yakın insan içinde yalnızlığı tattın mı..
Hiç kendi başına..
Kendinle baş başa kaldın mı..
Çok isteyipte elde edemediğin, adına aşk dediğin yalanlara kandın mı?
Sana söylenmiş yalanlara küfrederken bir gece yarısı..
En büyük yalanları yine kendine söylediğini hatırlıyor musun?
Bunca savaş niye diye düşündün mü?
Elinde fırsatın varken..
İhanetten, kör düğüm haline gelmiş ilişkilerinden..
Kaçmayı hiç denedin mi?
Mutlu olmayı istemenin ne kadar salakça olduğunun farkına varabildin mi?
Gerzek bir gülüş yakalamak için günlerce didindiğine ne demeli peki..
Maskeler ardına saklanmış yüzlerin..
Gerçekliğini sorguladığın insani duyguların..
Hepsinin birer aldatmaca olduğunu ne zaman öğreneceksin..
Yanlışlar içindeyim..
Her seferinde terk edilen biriyim..
İnsanlarla bir türlü anlaşamıyorum..
Zaman zaman yaptıklarıma anlam veremiyorum..
Zaten diğer insanları hiç anlayamıyorum..
Hayatı anlamış biri değilim ki zaten..
Diye karın ağrısı çekerken..
Başka bir yere kaçmayı planlamanın işe yaramacağını anladığında..
Dünya’yı diğerlerine bırakmayı düşündün mü hiç..
Yavşakça gülenlerin..
Arkasından kuyu kazanların..
Sahte simaların..
Yalancı kahpelerin..
Bitmek tükenmek bilmeyen..
Bazen anlatmak için kelime bulamadığın..
Saçma salak bir yaşantının..
Her şeyden, herkesden bıkmışlığın ortasında..
Yüzünü bile görmediğin eski insanların sözlerinin arkasına saklanırken..
Hayatın tuhaflığına dem vurup..
Gereğinden gereksiz kararlar alırken..
Sana “dur” demenin durdurmayacağını bilirken..
Bütün bunları düşünürken..
Ansızın ölebileceğimin gerçekliğini tadarken..
Ayrılmak..
“Sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünür gülistan olursun
Diken düşünür dikenlik olursun”
-Mevlana
Gülistan olamadık mirim..
Bizden olsa olsa..
Diken bahçesi içinde bir gül olur ancak..
Siz hep içerdeydiniz..
Bizler ise dışarda..
Sizler düşlemekle, düşünmekle ulaştınız varacağınız yere..
Bizler ise ne düşlerle ne de düşünmekle varabildik bir yere..
Nasıldır bilirsin..
Hatta benden daha iyi bilirsin..
Yanından can’ın/canan’ın gitmesi..
Ama sen..
Canan verdin..
Canan kazandın..
Benim gözümde..
Önce kaybettin..
Sonra buldun..
İsyan ettin..
Güneş’e, Ay’a..
Ama sen..
Ulaştın varılması gereken yere..
Bizler ise hepten kaldık yaya..
“Aramadan bulamazsın.. En nihayet arasanda bulamazsın..”
Bulamayacağını bile bile aramak isteyenlere..
Devam edecek..
Bitmez bu konu burda..
Bir çocuk misali terliyken soğuk sular içmek gibi yaşamak..
Her gün ölüme bir gün eksilterek..
Bazen mutlu..
Bazen umutsuz..
Yürek yorgunluğu biriktirerek en çok..
Adımlarımız yalnızlığa giderken..
Çekip gitmek en kolayıyken..
Kalmak, acı çektirmek bize yaraşmazken..
Nerden gelir bu ateş..
Yüreğine..
Taa en derinine..
Söz söylemek iş değil üstad..
Doğru kelimeleri bulmak maslahat..
Doğru biçimde sıraya dizmek sonra..
Amma konuşurken noktalama işaretleri yok üstad..
Vurgularımız hep eksik..
Hiç bir zaman kendimizi doğru düzgün anlatamadık..
Ki doğru anlaşılabilelim..
Sen ne dersen de..
Hasret biriktiriyoruz her gün..
Gün gün eskiyoruz, eksiliyoruz..
Bir kişi daha gitti mi..
Bittik biz..
Bittik hepimiz..
Çaresi yok üstad..
Ölüm denen meret..
Yaklaşmakta..
Öyle oluyor ki, bazen..
Ensemde hissediyorum sıcaklığını..
Mevsimlere eş değer gidiyor hayatım..
Aynı mevsimlerde üşümek gibi hani..
İşte aynı mevsimlerde aşık oluyor..
Aynı mevsimlerde hüsrana boğuluyorum..
Gülümseyişlerim ise artçı depremler sadece..
Sorma üstad..
Gidişler biriktiriyorum şu sıralar..
Öyle bir hayret edersin ki anlatsam..
Cebimde kalmış biri..
Çektim çıkardım oradan..
Ufacık bir kırıntı, görsen..
Serçe bile doyurmaz yani, o kadar küçük..
Sevmek kar etmiyor bu devirde..
Sevilmek ise lüks..
Öyle insanlar denk geliyor ki..
Koluna yakıştığı için yanında biri var sanki..
Hani böyle olmamış gibi..
Sahteymiş gibi..
Gülüşler..
Konuşulanlar..
Gözlerinin içine bile bakmıyorlar..
O derece yani..
Uzun zaman oldu üstad..
Bir kadının gözlerinin içinde kaybolmayalı..
Öyle bir kadın olacak ki..
Gözlerine baktın mı?.
Cenneti görmüş gibi hissedeceksin..
O an..
Kopacaksın dünya’dan..
O an..
Tam bir hafta olmuş..
Zaman hızla akıp gidiyor..
Bizler yetişmek için koşuştur babam koşuştur..
5. Sayfa – Eski Hatıralar.. Okumak için Eski Hatıralar (13)
